Melahat SENGİR

Bir Zamanlar Bayramlar Daha Bayramdı

31 Mart 2025 01:29

 

Her bayram arifesi, zihnimizin kıvrımlarında saklı duran o sihirli kapı aralanır ve bizi çocukluğumuzun coşkulu, saf ve telaşlı günlerine doğru tatlı bir yolculuğa çıkarır. Bayram arifesi geldiğinde, evimizin her köşesine yayılan o kendine has kokular birbirine karışırdı. Bir yanda annemin özenle hazırladığı baklavaların buram buram kokusu, diğer yanda bayram temizliğinin vazgeçilmezi olan deterjanların ferahlatıcı esintisi ve tabii ki, o uzun ve heyecanlı günün sonunda afiyetle yenecek bayram sofrasının davetkar yemek kokuları... Bu kokular, içimizde tarifsiz bir heyecan fırtınası estirir, bayramın ayak seslerini müjdelerdi sanki.

Evimiz adeta bir arı kovanına dönerdi. Annelerimizde tatlı bir telaş, bitmek bilmeyen bir enerji, her işe koşturma ve yüzlerinde o içten, kocaman bayram gülümsemesi... Camlar pırıl pırıl silinir, tozlar itinayla alınır, her köşe bucak bayrama hazırlanırdı. Bayram sofrası için en güzel örtüler çıkarılır ve o gün her şeyin kusursuz olması için adeta bir seferberlik ilan edilirdi.

Ve tabii ki bayramlıklar... O özenle seçilmiş, mis gibi yeni kumaş kokan kıyafetler... Onları giymek için sabırsızlanır, heyecanla yastığımızın başucuna koyardık. Yeni bir kıyafet, hele ki bayram gibi özel bir günde alındıysa, o zamanlar paha biçilemez bir değere sahipti. Günler öncesinden başlayan o tatlı bekleyiş, arife gecesi doruğa ulaşır, heyecandan gözümüze uyku girmezdi. Sabah bir türlü olmaz, o ilk ışık huzmesi sanki sonsuza dek ertelenirdi.

Bayram sabahının o kendine has dinginliği ve telaşı bir arada yaşanırdı. Herkes erkenden kalkar, en güzel kıyafetlerini giyerdi. Kahvaltı için, bizim için çok kıymetli bir gelenek olarak, "Büyükana" dediğimiz sevgili babaannemizin ocağının etrafında çoluk çocuk tüm aile toplanırdık. O zamanların kahvaltıları belki şimdiki gibi çeşit çeşit lezzetlerle dolu değildi ama her bir lokması huzur ve sevgiyle yoğrulmuştu. O samimi sohbetler, paylaşılan sıcak çaylar, Büyükana'nın şefkatli bakışları... İşte bayramın özü oradaydı.

Kahvaltının ardından, o heyecanla beklediğimiz an gelirdi. Küçük ellerimizle sıkıca tuttuğumuz rengarenk poşetlerimizle sokaklara fırlardık. İşte şimdi başlardı gerçek bayram! Kapı kapı dolaşır, içimizi ısıtan güler yüzlerle karşılanır, rengarenk şekerler, o nostaljik fasulye şekerleri ve tabii ki en önemlisi, toplanan harçlıklarla alınan o mis kokulu, çıtırtılı çatapatlarla gönlümüzce eğlenirdik. O zamanlar sokaklar güvenliydi, insanlar birbirine yabancı değildi. Korku nedir bilmezdik. Evimizden kaç sokak öteye gider, tanımadığımız kapıları bile çalar, şeker toplardık. Bize kimse kötü gözle bakmaz, her kapı sevgi ve neşeyle açılırdı.

Şimdi düşünüyorum da... Bayram mı eskidi, yoksa biz mi o eski coşkuyu kaybettik? Bana kalırsa bayram hala aynı bayram. Takvimler aynı günleri gösteriyor, güneş yine aynı sıcaklıkla doğuyor. Ama sanki bizler özümüzü unuttuk. O içten, kocaman gülümsemeyi unuttuk. Büyüklerin ellerini öpmeyi, hatır sormayı, dertli olana derman olmayı unuttuk. Hakkı, hukuku unuttuk ve en önemlisi, insan olduğumuzu, birbirimize karşı sorumluluklarımız olduğunu unuttuk.

Vesselam... Bayram aynı bayram, takvim aynı takvim. Eksik olan, belki de içimizdeki o çocuksu heyecan, o saf sevgi ve o kayıtsız şartsız neşe... Belki de yeniden o günlere dönmenin, o değerleri hatırlamanın tam zamanıdır. Kim bilir, belki de içimizdeki o sihirli kapıyı yeniden aralayıp, o eski bayramların sıcaklığını yeniden hissedebiliriz. Yeter ki isteyelim ve kalbimizi o güzel günlerin hatırasıyla ısıtalım.

Melahat SENGİR

 

Yorumlar (0)

Kalan karakter : 450
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

Yazarın Diğer Yazıları

Fırat’ın Kıyısındaki Saklı Tarih: Palu
02 Nisan 2025 01:29

Yeniden Doğuşun Ateşi: Nevruz
22 Mart 2025 01:29

Tüm Yazılar